Work Experience

  • 2016 2009

    Başhekim

    Yakındoğu Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi

  • - 2007

    Profesör (Kurucu Öğretim Üyesi)

    Yakındoğu Üniversitesi, Restoratif Tedavi Anabilim dalı

  • 2007 2001

    Profesör

    Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Diş Hastalıkları ve Tedavisi Anabilim Dalı

  • 2001 2000

    Doçent

    Diş Hastalıkları ve Tedavisi Anabilim Dalı, Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi

  • 2000 1994

    Yardımcı Doçent

    Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Diş Hastalıkları ve Tedavisi Anabilim Dalı

  • 1994 1987

    Araştırma Görevlisi

    Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Diş Hastalıkları ve Tedavisi Anabilim Dalı

Education & Training

  • Ph.D. 1991

    Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Tedavi Anabilim Dalı

    Ankara Üniversitesi

  • Master1985

    Diş Hekimliği Fakültesi

    Ankara Üniversitesi

  • Bachelor2016

    İşletme Fakültesi

    Anadolu Üniversitesi

Honors, Awards and Grants

Research Projects

Filter by type:

Sort by year:

Apical cyst Treatment

Case Report A.Ü.Diş Hek Fak.Derg., Volume 15, Issue 3, 1988, Pages 341-344

Abstract

A tooth suspected with a diagnosis of periapical cyst has been treated with the use of path containing calcium hydroxide . It has been emphasized that an endodontic treatment must initially be tried with carefull and sensetive working in such kind of cases


Özet

Olgumuzda periapikal kis olguğundan şüphelenilen dil kalsiyumhidroksit içerikli bir dolgu maddesi kullanılarak tedavi edilmiştir. Titiz ve sabırlı bir çalışma ile bu tür vakalara öncelikle endodontik tedavi denenmesi gerektiği vurgulanmak istenmiştir.

Rubber Dam'a Alternatif Bir Metod

Conference Paper A.Ü.Diş Hek.Derg, Volume 14, Issue 2, 1987, Pages 173-177

Abstract

The use of Rubber dam is non discussible in endodontic therapy. But because of the reason s of the complications in using rubber dam , the difficulty in finding those materials, the expensiruty of them and the knowingless of application technics by everbody, we applicate a new thecnique with simple materials which can be found in every dental clinics, as an alternative method of using rubber dam


Özet

Endodontik ajanların ve restoratif materyallerin kullanılması dikkat ve özen istediğinden Rubber dam endikasyonu içindedir. Ancak rubber Dam ın komplike materyallerinin bulunamamsı, pahalı olması ve uygulama tekniklerinin herkesçe bilinememesi nedenleriyle bu çalışmamızda her klinikte bulunabilecek malzemeler yardımı ile Rubber dam a alternatif bir uygulama yapıldı

http://search.ebscohost.com/login.aspx?direct=true&profile=ehost&scope=site&authtype=crawler&jrnl=13020471&AN=68634780&h=cij1daUvug4WL6WPe2s47Qt1lUlMEtLfZeFNANNzaUaU4yQLFzQjhQC43AoaI2k1wiASiK8OiT0NVl%2B1Wx%2FQww%3D%3D&crl=c

General Publication Kuzey Kibris Türk Cumhuriyetinde diş hekimliği fakültesine başvuran yetişkin popülasyonda diş gelişim bozukluklarina sahip bireylerin orani., 2016

Abstract


Özet

http://dspace.marmara.edu.tr/handle/11424/4095

General Publication Kuzey Kıbrıs Lapta bölgesindeki erişkinlerde ağız diş sağlığı profilinin belirlenmesi, 2016

Abstract


Özet

https://www.researchgate.net/profile/Secil_Aksoy/publication/269969958_Kuzey_Kibris_Turk_Cumhuriyetinde_dis_hekimligi_fakultesine_basvuran_yetiskin_populasyonda_dis_gelisim_bozukluklarina_sahip_bireylerin_orani/links/549a86be0cf2fedbc30cc2aa.pdf

General Publication Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde diş hekimliği fakültesine başvuran yetişkin popülasyonda diş gelişim bozukluklarına sahip bireylerin oranı, 2016

Abstract


Özet

http://scholar.google.com/scholar?cluster=1590888430314418983&hl=en&oi=scholarr

General Publication SALIVARY CALCIUM, MAGNESIUM, PHOSPHATE, SODIUM ANDPOTASSIUM CHANGES IN PREGNANCY, 2016

Abstract


Özet

http://www.turkiyeklinikleri.com/article/en-gebelerde-tukuruk-akis-hizindaki-degisimler-42114.html

General Publication Gebelerde Tükürük Akış Hızındaki Değişimler, 2016

Abstract


Özet

https://www.mysciencework.com/publication/show/eec46f64bdc9bb705384d6d351e263ad

General Publication BAKTERÄ°YOLOJÄ°K TEKNÄ°KLER Ä°LE MÄ°NEDE YAPAY ÇÜRÃœK OLUÅzTURMA YÖNTEMLERÄ° [Methods of Formation of Artificial Enamel Caries Using Bacteriological Techniques], 2016

Abstract


Özet

http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S010956410600248X

General Publication Linear regression modeling to compare fluoride release profiles of various restorative materials, 2016

Abstract


Özet

http://search.proquest.com/openview/27d72496f71e7fecf5f58dd776152fd3/1?pq-origsite=gscholar

General Publication Identifying oral and dental health status in Lapta region of Turkish Republic of Northern Cyprus, 2016

Abstract


Özet

http://scholar.google.com/scholar?cluster=13588284527298285176&hl=en&oi=scholarr

General Publication SALIVA FLOW RATE CHANGES IN PREGNANCY, 2016

Abstract


Özet

http://www.turkiyeklinikleri.com/article/en-gebelerde-tukuruk-kalsiyum-magnezyum-fosfat-sodyum-ve-potasyum-miktarlarindaki-degisimler-31005.html

General Publication Gebelerde tükürük kalsiyum, magnezyum, fosfat, sodyum ve potasyum miktarlarındaki değişimler, 2016

Abstract


Özet

http://dergi.cumhuriyet.edu.tr/cumudj/article/view/5000006298

General Publication Farklı uygulama basamaklarında oluşan tükürük kontaminasyonunun 3 adeziv sistemin dentine bağlanma dayanımlarına etkisinin incelenmesi, 2016

Abstract


Özet

http://www.scopemed.org/mnstemps/7/7-1317815243.pdf

General Publication Rate of individuals with tooth development anomalies in the adult population admitting to dental faculty in the Northern Cyprus Turkish Republic, 2016

Abstract


Özet

Üç Muayene metodunun birbiriyle kıyaslanması

Original Article A.Ü.Diş Hek Derg., Volume 14, Issue 3, 1987, Pages 279-282

Abstract

In this study tree inspection methods were compared. 80 randomly selected patients were examined by means of transillumimation, radiologic ansd cliniacal examination methods for caries. The results showed that transillumination in caries detection was more effective than the other methods in anterior region


Özet

Bu çalışmada üç muayene metodu kıyaslanmıştır. Rastgele seçilen 80 hasta klinik , radyolojik ve transillüminasyon metodlarıyla ön ve arka grup dişlerde çürük açısından muayene edilmiştir. Ön grup dişlerde çürük muayenesinde transillüminasyon diğer gruplara göre daha başarılı bulunmutur.

Effect of sonic devices on the root canal walls

Original Article A.Ü.Diş Hek. Fak. Derg, Volume 15, Issue 3, 1988, Pages 323-330

Abstract

In this article 20 caries free single rooted teeth extracted for prostethic and periodondal reasons were used. Root canals were prepeared with sonic device and irrigated with %2.5 sodiun hypo choloride. teeth were grooved longitudinally and splitted in two patrs. Root canals were looked down on two with SEM and root canal walls were examined from profile. The sonic device could not eliminate the superficial smear layer and the tubuler material.


Özet

Çalışmamız da 20 adet periodontal ya da protetik nedenler ile çekilmiş tek köklü diş kullanıldı. Kök kanalları sonik cihazlarla genişletildi ve %2.5 luk sodyum hipoklorit ile yıkandı. Dişler uzunlamasına ikiye ayrıldı ve kanal duvarı karşıdan ve profilden olmak üzere iki perspektifte incelendi. Sonik preperasyonun kök kanal duvarındaki yüzeyel smear tabakasını ve tübüler materyali elimine edemediği saptandı.

The invitro investigation of the gutta-percha amounts in different root obturation techniques

Original Article A.Ü.Diş Hek. Fak. derg., Volume 16, Issue 1, 1989, Pages 19-28

Abstract

Several obturation techniques and obturation material are developed in order to fill the root canals completely. It was necessary to fill the root canals with solid and semisolid materials due to unproduction of an ideal root canal sealer. The well known material that is being used for this purpose is gutta percha. Single cone techniques, lateral condensation techcniques and thermoplastic guttapercha enjection techniques are used with sealers and without sealers in single rooted 30 teeth. And than , the amounth of gutta percha were evaluated by means of horizontally taken sections from 3 different levels of root canals. As a result gutta percha enjection techniques faound to contain more guttapercha amounth in all three section levels than the single cone techniques and laterally condencation technique.


Özet

Kök kanallarını tam olarak doldurmak için bu güne kadar çeşitli dolgu maddeleri ve dolgu teknikleri geliştirilmiştir. İdeal bir kanal dolgu patının üretilememesi sonucu kök kanal boşluğunun mümkün olduğunca katı yada yarı katı maddelerle doldurulması gereksinimi ortaya çıkmaktadır. Bu amaçla bu gün sıklıkla kullanılan yarı katı madde güttaperka dır. Çalışmamızda 30 adet tek köklü ön grup dişler tek kon tekniği, lateral kondensasyon tekniği ve termoplastik gütaperka enjeksiyon tekniği ile sealarlı ve sealarsız olarak doldurularak üç ayrı seviyede horizontal olarak kesilmiş ve kanallardaki gütta perka miktarları incelenmiştir. Sonuç olarak çalışmamızda termoplastik gütta perka enjeksiyon tekniğinin her seviyede diğer tekniklere göre daha fazla güttaperka içerdiğini saptadık.

The Combined composite resin and amalgam restoration for posterior teeth

Original Article A.Ü.Diş Hek Fak Derg., Volume 21, Issue 1, 1994, Pages 33-38

Abstract

Difficulties of restorating Class II cavities with posterior composite resins are enumerated. The problem is especially acute when a gingival margin lies close to or apical to the cemento-enamel junction. A technique is described whereabay the proximal portion of class II cavities restorated wit amalgam up to the contact area, and composite resin inserted in the reminder of the cavity. Microleakage was studied by dye penetration tests by means of resin cementum interface, resin cemento- enamel junction interface, resin amalgam interface and resin enamel interface. At the composite resin-cementoenamal junction interface , microleakage was significantly greater thanat the other interfaces


Özet

Klass II kavitelerde posterior kompozit resin kullanımının bir çok güçlüğü vardır. Özellikle gingival kenar mine sement sınırında ise akut problemler ortaya çıkabilir. Gingival uyumu daha iyi olan amalgamın kontakt noktasına kadar doldurulup üzerinin kopmpozitle restore edilmesini öngören yeni bir teknik mikro sızıntı yönünden test edilmil ; kompozit gingival kenar, kompozit siman, kompozit amalgam , amalgam gingival kenar ve kompozit mine birleşim bölgelerinin mikrosızıntısı boya penetrasyonu yöntemiyle incelenmiş ve mikrosızıntı yönünden amalgamın diş dokusu ve kompozitle işişkide olan yüzeylerinde başarılı sonuçlar elde edilirken kompozitin gingival kenarında oldukça fazla mikro sızıntı gösterdiği tesbit edilmiştir.

Ultrasonic, pneumatic versus hand condensation of amalgam; Effect on microleakage

Original Article A.Ü.Diş Hek. Fak. Derg., Volume 21, Issue 1, 1994, Pages 29-32

Abstract

This study compared tree techniques of amalgam condensation for effects on early microleakage. Mesial, distal and buccal Class V preperations of freshly extracted human molar teeth were restorated with high copper amalagam using ultrasonic condensation, convantionel hand condensation and pneumatic condensation techniques. Significantly less microleakage scores were observed when ultrasonic condensation was used


Özet

Bu çalışmada erken mikrosızıntıya üç farklı amalgam kondensasyon tekniğinin etkileri kıyaslandı. Yeni çekilmiş insan molar dişlerinin mezial distal ce buccal yüzlerine class V kaviteler açılarak yüksek bakırlı amalgam ile ultrasonik kondensasyon, konvansiyonel elle kondensasyon ve pneumatik kondensasyon teknikleri kullanılarak restore edildi. Ultrasonik kondensasyon tekniğinin belirgin olarak mikrosızıntıyı azalttığı görüldü.

Distribition of Iatrogenic CL II preperation errors

Original Article A.Ü.Diş Hek. Fak., Volume 27, Issue 1, 1994, Pages 7-11

Abstract

The basic rule of operative dentistry is to protect the healty tissue. However a much demage is poften subjected to the proximal surfaceof the adjent tooth especially in class II preperations. The aim of this study is to evaluate the rate of demage to the adjent teeth in class II cavity preperations. For this purpose dublicates were recieved from the surface of 140 Cl II adjent unrestorated tooth surface wich were prepeared 35 dentists (graduate from different faculties) and intern denstists of our faculty. Arate of %84 demage found to the surface of adjent teeth to varying degrees.


Özet

Operatif Diş Hekimliğinin temel amacı önce sağlıklı dokuyu korumaktır. Genellikle restorasyona komşu diş yüzeyi restoratif işlemlerde hasar görebilir. Bu çalışmanın amacı ikinci sınıf kavite açılırken yan dişte oluşan hasar oranını saptamaktır. Değişik fakültelerden mezun 35 diş hekiminin tedavi ettiği 150 vakanın ölçüleri alınarak incelenmiş ve %85 oranında değişik seviyelerde komşu dişlerde hasar gözlenmiştir.

Use of Ultrasonics in endodontics for file debridement

Original Article Revista de Medicana Militara, Volume 1, Issue 1, 1995, Pages 63-69

Abstract

A procedure for debridement and to a limited degree sterilization of endodontic hedstrom files using an ultrasonic cleanic device was evaluated. From this study its evident that the ultrasonic cleaner is a vital part of the cleaning system. Its both efficient and effectiveand eliminates the need for dry-clave sterilization


Özet

Bu çalışmada ultrasonik bir temizleyicinin endodontide kullanılan headsröm egesinin temizlenmesi ve sınırlı sterilizasyonuna rtkisi incelenmiştir. Bu şlışmada kullanılan ultrasonik temizleticiler günlük kullanımın vazgeçilmez entrumanı olmak yolunda ümit vaatetmektedir. Temizleme de yeterli ve etkili bulunan temizleyiciler, kuru hava sterilizatörü ile benzer sonuçlar vererek bu sterilizatörün kanal aletlerinde kulanımını elimine edebilir bir sonuç vermişlerdir.

The effect of Glas ionomer and zincphosphate bases on the fracture resistance of posterior teeth restored with amalgam and composite resin fillings

Original Article Turkiye Klinikleri Journal of Dental Sciences, Volume 1, Issue 2, 1996, Pages 199-203

Abstract

-Purpose: To investigate the fracture resistance of premolar teeth with different base materials use with the amalgam and composite restoration. Materials and method: 90 premolar teeth with MOD cavites were divided into 6 groups . Smear layer was removed by 17% EDTA. First three groups (having zinc phosphate cement bases, G.I.C bases, and no cement base) were restored with amalgam. Other three groups, also having the same type of cement bases, than restored with composit resin. Fracture resistance experiment has been applied to every tooth in each group of six. Results: The highes fracture resistance was obtained in a group having a composite resin restoration by using dentin adheshive bonding system with enamel and dentin bonding and no cemment base was used. Composite resinrestorations have given beter results than amalgam restorations in terms of fracture resistance with or without cement bases. However, under both types of restoretive materials, no atatistical differences were detected between to use of zinc phosphate cement of G.I.C bases. Conclusion: The highes fracture resistance was recorded in composite resin restoretions with no cement base,in which acid etching enamel and dentin bonding systems were applied together. The effect of zinc phosphate cement and G.I.C bases on fracture resistance are found to be statistically similar. Key words: Zinc phosohate cement, glass ionomer cement,base materials, fracture resistance.


Özet

Amaç: Amalgam ve kompozit dolguların altında farklı kaide materiyalleri kullanımının premalar dişlerde kırılma direncine etkisini incelemektedir. Materiyal ve Metot: Araştırmamızda kullanılan 90 adet tek köklü premolar dişlere MOD aktivetelere açılarak 6 gruba ayrıldı. Tüm bu gruplarda %17’lik EDTA ile smear tabakası uzaklaştırıldı. İlk üç grup çinko fosfat siman kaide, cam ionomer siman (CİS) kaide ve kaidesiz olmak üzere amalgamlar restore edildi. Diğer üç grup ta aynı şekilde, ancak kompozitle restore edildi. Dişlere kırılma direnci deneyi uygulandı. Bulgular: En yüksek kırılma direnci, dentin adhesive bonding sistemi ile mine ve dentin kullanarak kaide uygulamadan yapılan kompozit rezin ile elde edilmiştir. Kompozit rezinler kaideli veya kaidesiz kırlma direnci açısından amalgam restarosyonlardan daha başarılı sonuçlar vermiştir. Anca bu restortif materiyaller altında , Çinko fosfat siman veya CIS kaide kullanımı arasında kırılma direnci açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Sonuç: Kırılma direnci açısından en yüksek direnç ait etching mine ve dentin bonding sistemlerinin birlikte kullanıldığı kaide uygulanmamış kompozit rezin restorasyonlarda elde edilmiştir. Çinko fosfat siman ile CIS kaide kullanımı arasında kırılma direnci açısından istatistiksel olarak anlamlı bir faktör bulunmamıştır. Anahtar kelimeler: Çinko fosfat siman, CIS, Kaide materiyali, Kırılma direnci

Diş Hekimlerinin Kole Defektlerine Yaklaşımları

Original Article A. Ü. Diş Hek. Fak. Derg, Volume 23, Issue 1, 1996, Pages 23-31

Abstract

Cole defects are lesions which are found particularly in old populations. The unwillingness of dentists to the treatment of these cases are described in literature.İn this study,the opinions of dentists abour cole defects and treatment were evaleated. Specially prepared forms were distributed to 17 different parts of Turkey and dentists were kindly asked to fill questionneire. Local epidemiological studies were also undertaken on patients, who applied to clinics of our faculty, in order to compare the results. Our dentists were found to be uniformed ad unwilling in the treatment of cole defects.


Özet

: Kole defektleri genellikle yaşlı popülasyonda görülür. Literatürde bu vakalar hekimlerin tedavi etmekteki isteksizlikleri vurgulanmıştır. Bu çalışmada diş hekimlerinin kole defekleri ve tedavi yöntemleri hakkında yaklaşımlar araştırılmıştır. Özel hazırlanmış formlar Türkiye’nin 17 bölgesine dağıtılmış ve hekimlerin formları doldurmaları istenmiştir. Ayrıca hekim bulguları ile kıyaslamak amacıyla kliniğmize başvuran hastalar üzerinde de lokal epidemiyolojik çalışmalar yürütülmüştür. Diş hekimlerimizin kole defekleri ve tedavi yöntemleri konusunda yeterince istekli ve bilgili olmadıkları sonucuna varmıştır.

SALIVA FLOW RATE CHANGES IN PREGNANCY

Original Article Turkiye Klinikleri Journal of Dental Sciences, Volume 1, Issue 3, 1997, Pages 35-37

Abstract

Purpose: To evaluate the changes in saliva flow rate, which is known as one of the ethiologic factor of caries,in pregnancy. Materials and Method: Whole mixed, unstimulated saliva samples were collected from 48 controls and 12 pregnant women over a 10 minute period. Controls and pregnant women had not eaten,had fluids or smoked at least 2 hours befor collection. Saliva collected from pregnants 1st, 2nd and 3rd trimester.None of the control patient was on medication or the oral contraceptive pill. Results: There isn’t a significant chance in salivary flow rate in the first and secound trimester of pregnancy. Significant descrease in salivary flow rate was obtained in third trimester of pregnancy. Conclusion: Salivary flow rate descreases in the 3rd trimester of pregnancy.


Özet

Amaç:Çürük etiyolojisindeki faktörden biri olan tükürük akış hızının gebelikte değişip değişmediğini incelemektir. Materiyal ve Metod: 1.,2. Ve3. Trimestride izlenebilen 12 gebe ile 48 adet herhangi bir medikal tedavi görmeyen, oral kontroseptif kullanmayan, sağlklı kontrol grubundan standart saatte ,sabah aç karna, 10 dakika süreyle,stümüle edilmemiş tükürük örnekleri alınarak ölçümleri yapıldı. Bulgular: Kontrol grubuna göre 1. Ve 2. Trimestri gruplarında tükürük akış hızında az bir düşüş gözlendi ancak bu düşüş istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. 3. Trimestri ile iki trimestri ve kontrol grubu arasındaki fark anlamlı olup 3. Trimestride tükürük akış hızında düşüş gözlendi. Sonuç: Gebeliğin 3. Döneminde tükürük akış hızında düşüş görülmektedir.

Salivary Calcium, Magnesium, Phosphate, Sodium and Potassium Changes in Pregnancy

Original Article Turkiye Klinikleri Journal of Dental Sciences, Volume 1, Issue 1, 1998, Pages 17-21

Abstract

Purpose: The evaluation of chances in constituents during pregnancy. Materials and Method: 10 ml blood and whole mixed , unstimulated saliva samples were collected over a 10 minute period from 48 control and 12 pregnant women who had not eaten, had fluids or smoked at least 2 hours before colection. Saliva and blood samples were collected from pregnants in 1st, 2nd and 3rd trimester of pregnancy.None of the control patients was on medication of the oral contracepetive pill. Samples were analysed for Ca,Mg,PO,Na,K and osmolarity values in both plasma and saliva. Results: There was a significant decrease in salivary Ca,Po,K and osmolarity values in 3rd trimester of pregnancy in comparison with control group and first two trimester of pregnancy. There was no correlation between the concentrations of constituents in blood and saliva. Conclusion: Salivary values of Ca,PO, K and osmolarity were decreased in 3rd trimester of pregnancy.


Özet

Amaç: Tükürük içeriğinin gebelikte değişip değişmediğini incelemektir. Materiyal ve Metod: 1. , 2. Ve 3. Trimester’de izlenebilen 12 gebe ile 48 adet herhangi bir medikal tedavi görmeyen, oral kontroseptif kullanmayan, sağlık kontrol grubundan standart saatte, sabah aç karnına , 10 dakika süreyle, stimüle edilmemiş tükürük örnekleri ve 10 ml kan alınarak Ca, Mg, Po,Na,K ve osmolarite ölçümleri yapıldı. Bulgular: Gebeliğin 3. Trimester’inde kontrol grubu ve ilk 2 trimestere göre tükürük Ca,Po,K ve osmolarite değerlerinde düşüş gözlendi. Tükürükteki bu bileşenlerin değerleri ile kandaki benzer iyonların değerleri arasında bir kolerasyon bulunamadı. Tükürükteki değişikliklerin kan değerlerinden bağımsız olduğu görüldü. Sonuç: Gebeliğin 3. Trimester’inde tükürükte Ca, Po, K ve osmolarite değerlerinde düşüş gözlendi.

The Histologic Evaluation of pH Effect of Artificial Caries Formation

Original Article Ankara Üniv. Diş Hek. Fak. Derg, Volume 6, Issue 3, 1999, Pages 235-241

Abstract

The aim of this sturdy is the histologic evaluation of the reaction of human enamel in various pH values by polarized light microscopy. Fifty extracted maxillary incisors were used. The teeth were coated by a varnish leaving a 4x6 mm window at the middle third of buccal surface. The teeth were divided into 5 groups and immersed into 0.1 M lactate buffer solution of 3.5 , 4, 4.5,5,5.5 ph values for 21 days. After the formation of artificial caries lesions, the samples were taken from this solutions and the teeth were sectioned for microscopy. The microscopic evaluation of the sections showed that there was a negative correlation between the ph value and caries formation. The all layers of natural human enamel caries could not be seen in this study. At lover pH values, corrosive type of lesions were obtained. At higher pH values, some of the caries layers such assurface layer were obtained.


Özet

Bu çalışmada değişim pH derecelerinde minenin davranışını polarize ışık mikroskobu yardımıyla histolojik olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla protetik ve periodontal amaçlara çekilmiş tek köklü çürüksüz 50 adet üst keser diş kullanılıldı. Kronun orta üçlüsünde buccal yüzde 4X6 mmlik bir pencere açıkta kalacak şekilde geri kalanm tüm diş yüzeyleri iki kat verniklendi. Her grupta 10 diş olacak şekilde dişler 3.5,4,4.5,5 ve 5.5 ph derecelerinde 1’er litrelik 0.1 M laktatlı laktik asit stok tampon çözeltileri içine 21 gün süreyle bırakılarak yapay çürük lezyonları oluşturuldu. Elde edilen örnekler polarize ışık mikroskobunda incelendi. Çürek oluşum hızı ile pH arasında ters bir orantı olunduğu gözlendi.

The Evaluation of Kinetic and Thermodynamic Aspects of Enamel Demineralisation by Chemical Methods

Original Article Ankara Univ. Diş. Hek. Fak. Derg., Volume 27, Issue 2, 2000, Pages 125-135

Abstract

The solubility behavior of human dental enamel was evaluated by means of ionic reactions of artifically created lesions that were developed in lactate buffer systems having various saturation degrees. Fort he saturation of lactate buffer systems Ca and P ions were used as a solubility product of human enamel and F ions were used as cariostatic agent. The absorbents levels Ca, Mg and P ions were calculated for each week up to 21 days to evaluate the kinetic and thermodynamic aspects of human enamel demineralazation . It was observed that the saturation degree for ionic products of human enamel is effective factor in development and progress of enamel caries as well as pH degree. It was also obderwed that caries can not be simply explsined by demineralization. Caries formation is a result of the kinetic and dynamic reactions such as demineralization and reminerilization procedures.


Özet

Değişik doygunluk seviyelerinde hazırlanan laktak tamponlar içinde oluşturulan yapay çürük lezyonlar yardımıyla belirli periyotlarda mine çözünürlüğü iyon absorban değerleri yardımıyla incelenmeye çalışmıştır. Tamponların doygunluk seviyeleri Ca, P ve F iyonları kullanarak ayarlanmış ve 21 gün süreyle her hafta çözeltilerdeki iyon miktarları Ca Mg ve P iyon seviyesi ölçümleri ile kaydedilerek, reaksiyonun kinetik ve termodinamil yönü negatif yada pozitif değerler ve bu değerler arası seyir doğrultusunda değerlendirilmiştir. Çürük oluşumuna en az ortamın pH derecesi kadar ortamdaki iyonik ürün konsantrasyonlarının da etkili olduğu, çürük oluşumunun basit bir determinalizasyon olayı olmaktan çok remineralizasyon ve demineralizasyon olaylarının bir arada görüldüğü dinamik bir olay olduğu gösterilmiştir.

The Histologic Evalution of Ionic Effects on Artificial Caries Formation on Various pH levels

Original Article Ankara Univ. Diş Hek. Fak. Derg, Volume 27, Issue 1, 2000, Pages 9-18

Abstract

The aim of this study is the histolohgic evaluation of ionic effect on artificial caries formation of human enamel in various pf valuesvy polarized light microscopy. 120 extracted caries free maxillarry incisors and a maxiller first incisor having a natural white spot lesion were used. The teeth were divided into 24 groups according top h values and ionic contents ofbuffer solutıons . The Teeth were immersed into 0.1M lactate buffer solutıons including different saturation levels and ph values for 21 days. After the formation of artificial caries lesions the teeth were sectioned for microscopy. The microscopic evaluation showed that carşes-like lesion formation could be simulated by using partially saturated lactate buffers for devoloping artificial caries. It was also seen that the absence of flouride ions did not effects the development of surface layer. At lover pH values and saturation degrees corrosive type of lesions were obtained. For higher pH values and saturation degrees, development of caries lesion inhibited by ionicproducts.


Özet

Bu çalışmanın amacı çeşitli ph ve doygunluk derecelerinde laktat tampon çözeltilerde iyonların çürük oluşumu üzerinde etkileri incelemek ve oluşan lezyonlarda bütün tabakaların histolojik olarak gözlemlenebilirliğini araştırmaktır. Bu amaç deney grubunu oluşturan 120 çürüksüz üst keser diş ile birlikte çürük tabakaları oluşumunda kontrol grubu olarak kullanılacak 1 adet doğal beyaz nokta lezyonlu diş kullanılmıştır. Dişler 4 değişik ph derecesinde ve her ph derecesinde 6 farklı içerikte olmak üzere toplam 24 gruba ayrılarak 0.1 M laktatlı laktik asit tampon çözeltisine 21 gün süreyle bırakılmıştır.Mikroskobik inceleme sonucu yarı doygun çözeltilerle doğal çürüğü taklit edebilen lezyonlar elde edilbileceği ve yüzey tabakası oluşumu için floritlerin gerekli olmadığ gözlenmiştir. Bu çalışmada doğal çürük lezyonlarında görülen tüm tabaka yapay olarak elde edilmiştir. Düşük ph ve doygunluk derelerinde kavitasyonlar izlenirken ph derecesi yükseldikçe ve özellikle doygunluk dercesi arttıkça ionik ürünlerin izoelektrik ph seviyesi altında çürük oluşumunu inhibe ettikleri gözlemlenmiştir.

The Influence of thr Reduction of the Functional Cusps of Endodonticaly Treated Maxiller Premolars on The mecganical properties of Teeth

Original Article A.Ü.Diş Hek. Fak. Derg., Volume 37, Issue 3, 2000, Pages 311-317

Abstract

Mechanical strenghts of alternative adhesive methods aiming to increase the resistane of structually deformed teeth following the endodontic treatment have been studied by experimenting 40 single rooted premolar teeth. The teeth were divided into two groups,. Then modified MOD cavities were prepared by removing the MOD and functional cups, and all groups were restored as manifacturer’s instructions. The results are summarised as below: 1. No meaninful statistical difference is detected between the amalgam and composite resin as a restorative material used in all groups. Amalgams used with adhesive agents show higher fracture resistance values than composite resins, although it is not statistically important. 2. In modified MOD cavities where functional cusps are romoved, coronal radicular restorations show statistically higher fracture resistance values were obtained that normal MOD cavities


Özet

Endodontik tedaviyi takiben aşırı madde kaybına uğramış dişlerin direncini arttırmak amacıyla fonksiyonel tübrkülün uzaklaştırılmasının etkisinin araştırıldığı bu çalışmada 40 adet tek köklü premolar dişlerden yararlandı. Tüm dişlerin restorasyonları tamamladıktan sonra örnekler 2 gruba ayrılarak 2. Grubun palatinal tüberküleri kole seviyesinden uzaklaştırılarak restore edildi. Elde edilen sonuçlara göre; 1. Tüm gruplarda restoratif materiyaller açısından kırılma direnci açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. İstatistiki olarak anlamlı bir fark olmamakla birlikte restoratif materyal olarak amalgam kullanılan gruplarda daha yüksek değerler elde edilmiştir. 2. Grup A ve Grup B’nin karşılaştırılmasında, Fonksionel teberkülün kavite sınırlarına dahil edilmesi sonucu istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek kırılma direnci elde edilmiştir.

The Histological Evaluation of Artificial Caries of Human enamel: Effect of treatment with synthetic sailva and NaF

Original Article A.Ü.Diş Hek Fak. Derg , Volume 9, Issue 6, 2001, Pages 98-104

Abstract

The effect of treatment with synthetic saliva and soudium fluoride on developing caries-like lesions of enamel using a polarized light microscopy was studied. 30 extracted caries free maxillary incisors were used . The teeth were divided into 3 groups. (control,synthetic saliva and yynthetic saliva + Na F groups) according to treatment solutions. After treatment the teeth were immersed into 0.1 M lactate buffer solution having a 4 pH value for 10 days. After the formation of artificial caries lesions the teeth were sectioned for microscopy. The microscopy evaluation showed thet treatment with synthetic saliva and sodium flouride rinses decreased the mean depth of the bodies of the lesion to a significant extent and reduced lesion formation rates.Fluoride pretreatment reduced the depth of lesion formation when compared with synthetic saliva rising alone.


Özet

Bu çalışmanın amacı polarize ışık mikroskobu yardımıyla yapay tükürük ve NaF uygulamasının yapay çürük oluşumu üzerine etkisini incelemektedir. Bu amaçla deney grubunu oluşturan 30 çürüksüz üst keser diş kullanılmıştır. Dişler asit ortama bırakılmadan önce uygulanan işlemlere göre toplam 3 gruba ayrılarak (kontrol,yapay tükürük,ve yapay tükürük +NaF uygulaması) 4.5 pH da ki 0.1 M laktatlı laktik asit tampon çözeltisine 10 gün süreyle bırakılmıştır. Mikroskobik inceleme sonucu yapay tükürük NaF uygulamasına maruz bırakılan çürük oluşumu hızında ve lezyonların ortalama derinliklerinde azalma görülmüştür. NaF uygulamasını takiben yapay tükürüğe bırakılan örneklerde sadece yapay tükürük içinde bırakılan örneklere göre lezyon derinliğinde daha belirgin azalma görülmüştür.

The Evaluation of pH cganges of Dental Cements and Calcium Hydroxide liners

Original Article A.Ü.Diş Hek Fak, Volume 5, Issue 1, 2001, Pages 1-9

Abstract

In this study the surface Ph of some dental cements and calcium hydroxide liner were investigated. It was seen that dental cements and calcium hydroxide liner have cariational pH degrees from pf= 4 to ph=12. Just after mixing while the calcium hidroxide shows the greatest ph values , the Ketacfil group show the lowest Ph values. The glass ionomer grouop reached a 6.3 pH value up to a week while the other get this pH value just only 10 minutes after mixing. The zinc oxide eugenol cement group shows very little changes for pH values and seems to be very stabil for pH changes. The calcium hydroxide liners were stil have very basic pH after one a week from mixing time. In this study the efect of mass of materials and ionization of water to real pH degree of material were eliminated.


Özet

Bu çalışmada çeşitli dental siman ve kalsiyum hidriksit linerların pH değişimleri incelenmiştir. Dental simanların ve linerların asitik (pH =4) pH derecesinden oldukça bazik (pH=12) derecesine kadar oldukça geniş bir aralıkta değişim gösterdiği bulunmuştur. Başlangıçta en yüksek değeri kalsiyum hidroksit gösterirken en düşük değeri Ketacfil göstermiştir. Cam iyomer esaslı simanların 1 haftada ulaşabildikleri pH derecesine diğer simanlar karıştırdak 10 dakika sona ulaşmışlardır. Çinko oksit öjenol simanlar çok az Ph değişimi göstererek stabil bir seyir izlemiştir. Kalsiyum hidroksit esaslı linerlar ise kukuvvetli bazik yapıların 1 haftalık deney süresi boyunca göstermişlerdir. Bu çalışma aynı zamanda suyun iyonlaşmasından ve materyalin kütlesinden gelen pH etkileşiminin elimine edildiği daha somut verilere dayandırılan bir çalışmadır.

The evaluation of effect o NaF application on fracture Resistance of Human Teeth

Original Article A.Ü.Diş Hek Fak. Derg , Volume 9, Issue 9, 2001, Pages 92-99

Abstract

The aim of this study is to investigate the fracture resistance of human teeth after periodic NaF application. 40 premolar teeth with MOD cavites were divided into 4 groups. First group restored with composite resin and stored in artificial saliva as a control group of composite resin. Second group restored with composite resin and treated with NaF periodically for one a week one week once a day. Fracture resistance experiment has been applied to evert tooth in each group. Results showed that no more additional effect could be seen for fracture resistance of a human teeth by tropically application of NaF.


Özet

Bu çalışmada periyodik olarak NaF kullanımın dişin kırılma direncine olan etkisi araştırışmıştır. Seçilen 40 adet çürüksüz premolar diş 4 gruba ayrılmıştır ilk grupta dişler kompozitt resin ile doldurulmuş ve 1 hafta yapay tükürükte bekletilmiştir. Bu grup kompozit grup için kontrol olarak kullanılmıştır. 2. Gruptaki dişlere de kompozit resin dolgu yapılmış fakat tükürükte 1 hafta bekletilmiş ve ayrıca günlük periyodik NaF ile topikal uygulama yapılmıştır. 3. Grup dişler amalgam ile restore edilmiş ve 1 hafta yapay tükürükte bekletilmiş ve ayrıca günlük periyodik NaF ile tropikal uygulama yapılmıştır. 3. Grup dişler amalgam ile restore edilmiş ve 1 hafta bekletilmişdir. 4. Grup dişlere de amalgam retorasyonun yapılmış yapay tükütükte bekletilmiş ayrıca günlük periyodik NaF ile tropikal uygulamayapılmıştır. Deney sonucunda tüm dişler kırılma dirençleri açısından incelenmiş ve periyodik NaF uygulamasıyla ek bir mekanik direnç kazanılmadığı gözlemlenmiştir.

The Evaluation of the Mechanical Properties of Endodonticaly Treated First premolars

Original Article A.Ü.Diş Hek. Fak. Derg, Volume 28, Issue 1, 2001, Pages 9-15

Abstract

Mechanical strenghts of alternative restoration methods aiming to increase the resistance of structually deformed teeth following the endodontic treatment have been studied by experimenting 60 single rooted premolar teeth. Having comleted the restorations for every specimen in each group,the teeth were embedded in an acrilic resin in such a way that cupsa re paralel to the flor with crown sides up,and 2 mm of root surfaces between the enamel cement boundary and the acrilic resin are exposed to air. Then , fracture strenght test was applied to every specimen. The result are summarized as below: 1. The lowest fracture resistance is detected in those groups that only used the pulp chamber. 2. No meaning statistical difference is detected between the amalgam and composite resin as a restorative material used in all groups. Amalgams used with adhesive agents show hogher fracture resistance values than composite resins,although it is not statistically important. 3. Comparing two methods using either the screw canl post or root canal cavity,no statistical difference is found in the MOD cavities. However,higher fracture resistance values is obtained fort he coronal radicular restoraions using the root canal method even through it is not meaningful statistically.


Özet

Endodontik tedaviyi takiben aşırı madde kaybına uğramış dişlerin direncini arttırmak amacıyla alternatif tutuculu yöntemlerinin mekanik dayanıklılığının encelendiği bu çalışmada 60 adet tek köklü premolar dişlerden yararlanıldı. Tüm dişlerin restorasyonları tamamlandıktan sonra örnekler kron kısımları yukarıda kalacak şekilde mine sement sınırı ile akrilik rezin arasında 2 mm lik kök yüzeyi açıkta bırakılarak dişler tüberkül tepelerinden yere paralel olacak şekilde akrilik rezin içine gömüldü ve dişlere kırılma dayanıklılık testi uygulandı. Elde edilen sonuçlara göre ; 1. Sadece pulpa odasından yararlanılan kontrol grubunda en düşük kırılma direnci bulunmuştur. 2.Tüm gruplarda restoratif materiyal olarak amalgam ile kompozin rezin kullanımı arasında istatistiksel olarak anlamlı bır fark bulunmamıştır. İstatistiksel olarak anlamlı bır fark olmamakla birlikte amalgamın adhesiv ajanlarla birlikte kullanımı kompozit rezin kullanımına göre daha yüksek kırılma değeri göstermiştir. 3. Vidalı kanal postu ile kök kanal boşluğundan yararlanma yöntemleri arasında istatistiki bir fark gözlemlenmiştir.Ancak istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmasada kök kanalından yararlanılan kronal-radüküler restorasyonlarda daha yüksek değerler elde edilmiştir.

The Evaluation of the role of Young and Old human enamel in Artificial caries Formation

Original Article A.Ü.Diş Hek Fak. Derg , Volume 9, Issue 6, 2001, Pages 96-98

Abstract

The solubility behavior of the ‘old’ and the ‘young’ human dental enamel was evaluated by means of ionic products of artificially created lesions that were developed in lectate buffer system having partially saturation degrees. Fort he saturation of lectate buffer systems Ca and P ions were used as a solubility product of human enamel and F ions were used as cariostatic agent. The absorbents levels of Ca, Mg and P ions were calculated after 21 days. It was observed that the lesions in the old enamel were more demineralized then those in the young enamel. The result indicated that the old enamel should not necessarily be regarded as more resistanst to acid attack than young enamel.


Özet

Bu çalışmanın amacı polarize ışık mikroskobu yardımıyla yapay tükürük ve NaF uygulamasının yapay çürük oluşumu üzerine etkisini incelemektedir. Bu amaçla deney grubunu oluşturan 30 çürüksüz üst keser diş kullanılmıştır. Dişler asit ortama bırakılmadan önce uygulanan işlemlere göre toplam 3 gruba ayrılarak (kontrol,yapay tükürük,ve yapay tükürük +NaF uygulaması) 4.5 pH da ki 0.1 M laktatlı laktik asit tampon çözeltisine 10 gün süreyle bırakılmıştır. Mikroskobik inceleme sonucu yapay tükürük NaF uygulamasına maruz bırakılan çürük oluşumu hızında ve lezyonların ortalama derinliklerinde azalma görülmüştür. NaF uygulamasını takiben yapay tükürüğe bırakılan örneklerde sadece yapay tükürük içinde bırakılan örneklere göre lezyon derinliğinde daha belirgin azalma görülmüştür.

The pH changes of four different calcium hydroxide mixtures used for intracanal medication

Original Article J Oral Rehabil, Volume 30, Issue 4, 2003, Pages 436-439

Abstract

The purpose of this study was to determine the Ph values of calcium hydroxide mixtures in combination with either distilled water,two different local anaesthetic solutions or physiological saline solution,which are commonly used as a dressing materials during endodotic treatment. The Ph of each vehicle prior to mix with calcium hydroxide and subsequently each prepared combination was determined at 3 min., 10.,1 h., 24.,48h., and 7 days. The result of this study indicated that four different water based vehicles demonstrated similar Ph changes range within pH: 11-12 when mixed with calcium hydroxide.


Özet

The purpose of this study was to determine the Ph values of calcium hydroxide mixtures in combination with either distilled water,two different local anaesthetic solutions or physiological saline solution,which are commonly used as a dressing materials during endodotic treatment. The Ph of each vehicle prior to mix with calcium hydroxide and subsequently each prepared combination was determined at 3 min., 10.,1 h., 24.,48h., and 7 days. The result of this study indicated that four different water based vehicles demonstrated similar Ph changes range within pH: 11-12 when mixed with calcium hydroxide.

Linear regression modeling to compare fluoride release profiles of various restorative materials

Original Article dental materials, Volume 23, Issue 1, 2007, Pages 1057-1065

Abstract

Objectives The aim of this study was to compare the released fluoride profiles of various restorative materials by using linear regression analysis. Methods Specimens were prepared using a cylindrical Teflon mold with a height of 2 mm and a radius of 8 mm. After being prepared, specimens were immediately placed into artificial saliva which was replaced at various times during 6 weeks. These released intrinsic fluoride amounts were measured by using an ion selective electrode. Then, data obtained cumulatively were statistically analyzed, and the released profiles were compared. Results It was observed that the materials released fluoride at different levels of concentration and the largest fluoride release was obtained from the conventional glass ionomer cement. This was followed by resin modified glass ionomer cement, polyacid modified composite resin, and fluoride releasing composite resin, respectively. Although the released fluoride amounts of the materials were different, their release profiles were found to be similar in that the release was initially fast and then it became steady as time passed. Significance The statistical modeling of the release profiles helps to compare the fluoride release behavior of materials and also to predict fluoride release amounts for the future. In literature, for these purposes, separate nonlinear statistical models have extensively been utilized. However, the single linear statistical modeling approach has numerous advantages such as providing estimators having good statistical properties, exact results, precise inference and simplicity in calculation. Therefore, this study was conducted to introduce the use of single linear regression modeling to compare release profiles statistically.


Özet

Objectives The aim of this study was to compare the released fluoride profiles of various restorative materials by using linear regression analysis. Methods Specimens were prepared using a cylindrical Teflon mold with a height of 2 mm and a radius of 8 mm. After being prepared, specimens were immediately placed into artificial saliva which was replaced at various times during 6 weeks. These released intrinsic fluoride amounts were measured by using an ion selective electrode. Then, data obtained cumulatively were statistically analyzed, and the released profiles were compared. Results It was observed that the materials released fluoride at different levels of concentration and the largest fluoride release was obtained from the conventional glass ionomer cement. This was followed by resin modified glass ionomer cement, polyacid modified composite resin, and fluoride releasing composite resin, respectively. Although the released fluoride amounts of the materials were different, their release profiles were found to be similar in that the release was initially fast and then it became steady as time passed. Significance The statistical modeling of the release profiles helps to compare the fluoride release behavior of materials and also to predict fluoride release amounts for the future. In literature, for these purposes, separate nonlinear statistical models have extensively been utilized. However, the single linear statistical modeling approach has numerous advantages such as providing estimators having good statistical properties, exact results, precise inference and simplicity in calculation. Therefore, this study was conducted to introduce the use of single linear regression modeling to compare release profiles statistically.

Modelling Fluoride Recharge Profiles of Restorative Materials

Original Article Clin .Oral. İnvest, Volume 13, Issue 1, 2009, Pages 49-50

Abstract

Introduction and Objectives: The aim of this study was to compare various fluoride containing restorative material recharging capacities following topical fluoride application by using linear regression analysis. marerials and Methods: Specimens intrinsic fluoride amounts into artificial saliva for 6 weeks were determined. The same specimens were divided in to six subgroups and various topical fluoride treatments were applied. Re-relased fluoride amounts were determined using an ion selective electrode and the data were statistically analyzed by using linear modelling technique Results and Discussion: materials were found to be recharged with the applied topically applied fluoride treatments at different rates. The highest amount of fluoride was re-released by the material which had got he highest intrinsic fluoride release. Although the released fluoride amounts of the material after recharge were different. Their re-released profiles were to found to similar in which the release was initially fast and became smaller in time. Conclusions: It was concluded that more than the applied topical application types, the frequency of the application was more important factor for obtaining optimum recharging ability of a material. Single linear modelling approach procedures exact results and precise inference as well as it provides simplicity in calculations.


Özet

Introduction and Objectives: The aim of this study was to compare various fluoride containing restorative material recharging capacities following topical fluoride application by using linear regression analysis. marerials and Methods: Specimens intrinsic fluoride amounts into artificial saliva for 6 weeks were determined. The same specimens were divided in to six subgroups and various topical fluoride treatments were applied. Re-relased fluoride amounts were determined using an ion selective electrode and the data were statistically analyzed by using linear modelling technique Results and Discussion: materials were found to be recharged with the applied topically applied fluoride treatments at different rates. The highest amount of fluoride was re-released by the material which had got he highest intrinsic fluoride release. Although the released fluoride amounts of the material after recharge were different. Their re-released profiles were to found to similar in which the release was initially fast and became smaller in time. Conclusions: It was concluded that more than the applied topical application types, the frequency of the application was more important factor for obtaining optimum recharging ability of a material. Single linear modelling approach procedures exact results and precise inference as well as it provides simplicity in calculations.

The Effect of The Temperature to the Kinetics of Reaction Between the dental Enamel and Floridated Mouthrinses

Original Article A.Ü.Diş Hek Fak. Derg , Volume 36, Issue 3, 2009, Pages 151-161

Abstract

The aim of this study was to examine the effect of temperature on fluoride uptake by previously de-fluorized enamel from a 0,05% NaF fluoridated mouth rinse (Oral-B Advantage, Oral-B Laboratories, Newbridge, UK.). In the study the measurements were made at three different temperatures which are room temperature (25°C), human body temperature 37°C) and hyper-fever temperature (43°C). Enamel specimens were prepared from extracted human maxillary central incisors. For to be able to make the de-fluorization of the enamel samples, each sample groups stored in 20 mL, 0,1 M NaOH solution for 24 hours. A fluoride-ion specific electrode was used to measure the fluoride uptake from a 50 mL solution comprised of fluoridated rinse corresponding to 2 ppm fluoride, distilled water and TISAB as a ionic strength and pH provider. Intra-group and inter-group comparisons (p<0,05) were tested with One-Way-Variance analysis (ANOVA) and Least Significant Difference (LSD) methods. As a result of this study, significant differences at both, the fluoride uptake amounts and the fluoride uptake spans, were gained. There were increasing at the fluoride uptake amounts a long with the temperature increasing, it was especially distinctive at the 43°C temperature. Also the fluoride uptake times were decreased a long with the temperature increasing, that is to say fluoride was uptakes much fast and quickly to enamel related with the temperature increasing.


Özet

Bu çalışmanın amacı, florür içerikli bir ağız gargarası (Oral-B Advantage (% 0,05 NaF içerikli) Oral-B Laboratories, Newbridge, UK.) kulanı- mıyla de-florize edilmiş mine yapısında meydana gelen florür alımına sıcaklığın etkisinin incelenmesidir. Çalışmada oda sıcaklığı (25° C), vücut sıcaklığı (37,5°C) ve “hiper ateş” olarak da bilinen ateşli hastalık üst sınırındaki vücut sıcaklığı (43°C) olmak üzere üç farklı sıcaklıkta ölçümler yapılmıştır. Çalışma da çekilmiş insan üst santral kesici dişlerinden elde edilen ve de-florize edebilmek amacıyla 24 saat süre ile Sodyum Hidroksit solusyonunda bekletilen mine numuneleri kullanılmıştır. Ölçümler, 2ppm florür bulunduracak miktarda gargara içeren ve iyonik şiddet ve pH dengesini sağlamak amacıyla TISAB ilave edilmiş olan 50 mL’ lik saf su çözeltilerinde florür iyon seçici elektrot kullanılarak yapılmıştır. Grup içi karşılaştırmaları ve gruplar arası karşılaştırmaları (p<0,05) tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve en küçük anlamlı fark (LSD) yöntemiyle test edilmiştir. Çalışmanın sonucunda farklı sıcaklık değerlerinde, hem florür alım miktarların da hemde florür alım sürelerinde belirgin farklılıklar elde edilmiştir. Sıcaklık artışıyla birlikte florür emilim miktarların da artış meydana gelmiştir, bu artış özellikle 43° C da çok belirgindir. Ayrıca sıcaklık artışıyla birlikte florür alım süreleri de kısalmıştır. yani sıcaklık arttıkça florürün mineye daha çabuk ve daha hızlı bir şekilde alındığı görülmüştür.

Prevalence of Disorders of Tooth Development and Eruption in Cypriote Adult Population in the Urban Part of Northern Cyprus Area

Original Article ADO Klinik Bilimler Dergisi 2010, Volume 4, Issue 4, 2010, Pages 687-697

Abstract

The aim of this study is to determine the Disorders of Tooth Development and Eruption in Cypriote Adult Population in the Urban Part of Northern Cyprus Area. . No dental anomalies were found to occur more commanly in this group which may be considered to be spesific to this population according to this preliminary study


Özet

KKTC Yakın doğıu üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine basvuran hastalar arasında dental gelişim ve sürme bozukluklarının yaygınlığı araştırılmıştır. Bu popülasyona bağlı yaygın olarak gözlenen herhangi bir dental anomaliye rastlanmamıştır.

Methods of Formation of Artificial Enamel Caries Using Bacteriological Techniques

Original Article SDÜ Diş Hekimliği Fakültesi Dergisi,, Volume 2, Issue 2, 2010, Pages 127-136

Abstract

Preparation of artificial carious lesions in enamel has a great importance for the researches aiming to understand the mechanisms of formation and prevention of caries. There are various demineralization systems for the preparation of artificial enamel caries lesions used for the understanding of the formation mechanisms of natural caries. Besides these artificial methods, simulating the oral environment as closely as possible can also be used in researches aiming to study the protective measures of the various restorative dental materials initial to the application of more expensive and further in vivo studies. Formation of artificial carious lesions has a wide usage area in nowadays studies in the investigation of lots of factors involving caries without the need of formation of in vivo natural lesions which has got so many non-ethical drawbacks.


Özet

Çürük olusumunun ve çürükten korunma yollarının mekanizmalarını anlamayı amaçlayan ara minede yapay çürük lezyonlarının hazırlanmasının çok önemli bir yeri vardır. Minede yapay çürük lezyonlarının hazırlanması için çesitli demineralizasyon sistemleri mevcuttur. Doğal çürüğün olusum mekanizmal anlayabilmek için çesitli metotlarla yapay çürük lezyonları hazırlanabilir. Farklı restoratif materyallerin restoratif ve proflaktik özellikleri yine bu metotla ağız içi uygulama öncesi test edilip daha ileri ve pahalı çalışmalara geçilmeden önce ağız içi ortamına en yakın yapay ortamlarda gelistirilebilir. Etik açıdan bu tür çalışmaların in vivo sartlarda doğal çürük olusturarak yapmak doğru olmadığından yapay çürük benzeri lezyon oluşturma çalısmaları günümüzde birçok etkenin incelenmesinde önemli bir kullanım alanına sahiptir.

Prevalence of abnormalities of size and form of theeth in Cypriote adult population ın the Norhern Cyrus area.

Original Article SÜ. Dişhek Fak. Derg., Volume 20, Issue 1, 2011, Pages 40-50

Abstract

Background: The aim of the present study was to determine radiographically the prevalence of developmental abnormalities of size and form of theeth in patients attending the Dental Faculty of Near East University of cyprus and to evaluate the relationship between gender differences and these anomalies. There are no previosly reported dental records and epidemiologic data avaiable fort his population. Methods: A retrospective study based on the panaromic radiographs of 4672 patients aged 16 to 82 attended from January 2007 to February 2010 was performed in this populations. Radiographs were studied in detail fort he presence of posible dental anomalies with 9 examiners. İnternational classification for diseases (ICD) codes was used fort he selection and coding of dental anomalies. Differences in incidence rates of each dental anomaly by gender and age were analyzed by using the Pearson chi-square test (P<0.05). Results: The more common anomalies were micridintia (%18.7), taurodontism (%17,1) and dens invaginstus (%12,5). Macrodontia , were detected in a few radiographs (½3.5). When the dental develomental anomalies where examined according to gender with the Pearson Chi-square test (p<0,05) ; it was found that there was found that there was no statistically significant differences between female and male patients regarding abnormalities of size and form. Conslusions: Although larger samples are required to effectively determine the comlete description of abnormalities of size and form of theeth, no dental anomalies were found to accord more commonly in this ethnic group,compared with previosly published data,which maybe considered to be specific to this population according to this preliminary study.


Özet

Background: The aim of the present study was to determine radiographically the prevalence of developmental abnormalities of size and form of theeth in patients attending the Dental Faculty of Near East University of cyprus and to evaluate the relationship between gender differences and these anomalies. There are no previosly reported dental records and epidemiologic data avaiable fort his population. Methods: A retrospective study based on the panaromic radiographs of 4672 patients aged 16 to 82 attended from January 2007 to February 2010 was performed in this populations. Radiographs were studied in detail fort he presence of posible dental anomalies with 9 examiners. İnternational classification for diseases (ICD) codes was used fort he selection and coding of dental anomalies. Differences in incidence rates of each dental anomaly by gender and age were analyzed by using the Pearson chi-square test (P<0.05). Results: The more common anomalies were micridintia (%18.7), taurodontism (%17,1) and dens invaginstus (%12,5). Macrodontia , were detected in a few radiographs (½3.5). When the dental develomental anomalies where examined according to gender with the Pearson Chi-square test (p<0,05) ; it was found that there was found that there was no statistically significant differences between female and male patients regarding abnormalities of size and form. Conslusions: Although larger samples are required to effectively determine the comlete description of abnormalities of size and form of theeth, no dental anomalies were found to accord more commonly in this ethnic group,compared with previosly published data,which maybe considered to be specific to this population according to this preliminary study.

The effect of home blaching agents on the surface roughness of five different resin composites

Original Article Clin. Oral İnvest., Volume 15, Issue 1, 2011, Pages 771-857

Abstract

Objectives: The aimof this study was to investigate the effects of hydrogen peroxide (HP) and carbamide peroxide (CP) on surface roughness of resin composites. Materials and Methods: Thirty specimens of five resim composites were fabricated using a proud matrix (1mm thick,10 mm in diameter). Each composite group was equally divided to 3 subgroups as control, CP and HP. Baseline surface roughness (Ra) value of each specimen was measured with a profilometer (Mahr Perthometer M2). 10% Hp (Opalescence Tres white, Ultradent) and 10% CP (Opalescence PF,Ultradent) were applied according to manufactures’ instructions and Ra measurements were repeated at the end of 10 days. Data were analyzed with Kruskal Wallis and Mann-Whitney U tests. Results: Ra values of composite groups exposed to bleanching agents were statiscally hogher than control group (P<0.05). There was no significant difference between Ra values after Hp and CP application within each composite group. Ceram-X Mono revealed the lowest Ra values (P< 0.05) however no statistially significant difference was found among the other composites. Conclusions: Home bleaching agents increased the surface roughness of all composites. CP and HP were not superior to each other in terms of surface rougness. It may be suggested the ceramic content of Cream-X Mono was effective on the Ra values. Clinical Relevance: Home bleanching agents should not be used without a clinician’s supervision.Since the rough surfaces promote plaque adhesion and staining,composite restorations should be informed that restorations may need polishing or replacing arter bleaching treatment.


Özet

Objectives: The aimof this study was to investigate the effects of hydrogen peroxide (HP) and carbamide peroxide (CP) on surface roughness of resin composites. Materials and Methods: Thirty specimens of five resim composites were fabricated using a proud matrix (1mm thick,10 mm in diameter). Each composite group was equally divided to 3 subgroups as control, CP and HP. Baseline surface roughness (Ra) value of each specimen was measured with a profilometer (Mahr Perthometer M2). 10% Hp (Opalescence Tres white, Ultradent) and 10% CP (Opalescence PF,Ultradent) were applied according to manufactures’ instructions and Ra measurements were repeated at the end of 10 days. Data were analyzed with Kruskal Wallis and Mann-Whitney U tests. Results: Ra values of composite groups exposed to bleanching agents were statiscally hogher than control group (P<0.05). There was no significant difference between Ra values after Hp and CP application within each composite group. Ceram-X Mono revealed the lowest Ra values (P< 0.05) however no statistially significant difference was found among the other composites. Conclusions: Home bleaching agents increased the surface roughness of all composites. CP and HP were not superior to each other in terms of surface rougness. It may be suggested the ceramic content of Cream-X Mono was effective on the Ra values. Clinical Relevance: Home bleanching agents should not be used without a clinician’s supervision.Since the rough surfaces promote plaque adhesion and staining,composite restorations should be informed that restorations may need polishing or replacing arter bleaching treatment.

Rate of individuals with tooth development anomalies in the adult population admitting to dental faculty in the Northern Cyprus Turkish Republic

Original Article Gulhane Medical Journal, Volume 53, Issue 3, 2011, Pages 154-161

Abstract

Abstract The purpose of this study was to investigate radiographically the prevalence of developmental disturbances in tooth formation in patients admitting to the Dental Faculty of Near East University of Cyprus. There have been no previously reported dental records and epidemiologic data available for this population. A retrospective study based on the examination of panoramic radiographs of 4672 patients aged 16 to 82 years between January 2007 and February 2010 was performed. Codes of International Classification for Diseases (ICD) were used for the selection and coding of disturbances in tooth formation. Rates of observation of any anomaly with respect to gender, age and alpha-thalassemia were analyzed using the Pearson chi-square test (p?0.05). Dilaceration was the most commonly observed anomaly (26%) in this study according to the category of tooth formation disorders among dental anomalies. Hypersementosis was detected in a smaller number of radiographs. Although larger samples are required to effectively determine the complete description of disturbances in tooth formation, no dental anomalies were more commonly found in this ethnic group, compared with previously published data, which may be considered to be specific to this population according to this preliminary study.


Özet

Bu çalışmanın amacı, KKTC Yakın Doğu Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne başvuran hastalar arasında diş gelişim bozukluklarının yaygınlığını radyografik olarak incelemektir. Bu popülasyon için bu konuda daha önce kaydedilmiş diş hekimliğine dair herhangi bir kayıt veya epidemiyolojik veri bulunmamaktadır. Ocak 2007 ile Şubat 2010 tarihleri arasında yaşları 16-82 arasında değişen 4672 hastanın panoramik radyograflarının incelenmesi üzerine kurulu retrospektif bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Diş gelişim bozukluklarının seçimi ve kodlanmasında uluslararası hastalık sınıflandırması (ICD) kodları kullanılmıştır. Her bir dental anomalinin cinsiyet, yaş, alfa-talasemi açısından görünüm oranları Pearson kikare testi ile değerlendirilmiştir (p?0.05). Bu çalışmada dental anomalilerin diş gelişim bozuklukları kategorisi açısından dilaserasyon (%26) en yaygın gözlenen anomali olmuştur. Hipersementoz daha az sayıda radyografta tespit edilmiştir. Her ne kadar diş gelişim bozukluklarının yaygınlığının daha geniş kapsamlı değerlendirilmesi için popülasyonun daha büyük bir kısmının ileri çalışmalar ile taranması gerekli olsa da, bu öncü çalışmada daha önce çalışılmamış olan bu etnik popülasyonu, diğer popülasyonları inceleyen önceki çalışmalarda elde edilen verilerden ayıran ve bu popülasyona özgü yaygın olarak gözlenen herhangi bir dental anomaliye rastlanmamıştır.

Üçüncü yaş turizmi ve YDÜ Yaşlılar Köyü Projesi

Original Article Fet.Tic. San. Odasi Derg., Volume 1, Issue 3, 2013, Pages 47-51

Abstract

Üçüncü yaş turizmi ve YDÜ Yaşlılar Köyü Projesi


Özet

Üçüncü yaş turizmi ve YDÜ Yaşlılar Köyü Projesi

the influence of salivary contamination on bond strength to dentin during different application stages of 3 different adhesive systems

Original Article Cumhuriyet Dental Journal, Volume 17, Issue 3, 2014, Pages 268-278

Abstract

Objectives: The aim of this study was to investigate the influence of salivary contamination on bond strength to dentin during different application stages of 3 different adhesive systems Materials and Methods: Twenty-four caries-free human molars were sectioned horizontally with a diamond saw to expose 1 mm thick dentin disks. Totally 48 disks (two dentin disks from each tooth) were obtained and these disks were randomly divided into 3 groups according to adhesives used (Prime Bond NT, Clearfil SE Bond, Clearfil S3 Bond). Each adhesive group was further subdivided into 4 groups according to contamination methods as follows: no contamination which was the control group, contamination before adhesive application, contamination after adhesive application and contamination after polymerization of the adhesive. Transparent plastic cylindrical molds with an internal diameter of 0.7 mm and a height of 1 mm were used to place composite resin on dentin disks in order to test the microshear bond strength of the groups Three resin cylinders were attached on each dentin surface and 12 specimens were made for each group. Data were analyzed by one way ANOVA and Tukey’s post hoc test.Results: Except when contamination occurred after the polymerization of two step self-etch adhesive, bond strength values of all groups showed statistically significant reduction compared with control groups (p<0.05).Conclusions: Within the limitations of this study, it can be concluded that, saliva contamination affects the bond strength to dentin of all adhesives used in this study and the type of adhesive and the stage of contamination can be effective on the bond strength of adhesive contaminated with saliva


Özet

Gereç ve Yöntem: Yirmi dört molar dişin kullanıldığı çalışmamızda, mikro kesit alma cihazıyla her bir dişten 2 adet olmak üzere toplam 48 adet 1 mm’lik horizontal dentin kesidi elde edilmiş ve bu kesitler, test edilen adeziv sistemin tipine göre (Prime Bond NT, Clearfil SE Bond, Clearfil S3 Bond) rastgele 3 gruba ayrılmıştır. Daha sonra her adeziv sistem için biri kontrol grubu olmak üzere tükürük kontaminasyonunun olduğu aşamaya göre (adeziv öncesi, adeziv sonrası ve polimerizasyon sonrası) 4 alt grup oluşturulmuştur. Her dentin diski üzerine 3 adet 0.7 mm çapında ve 1 mm yüksekliğinde kompozit rezin silindir yerleştirilmiştir (n=12)ve mikro makaslama test yöntemi uygulanmıştır. Veriler tek yön ANOVA ve Tukey çoklu karşılaştırma testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: İki basamaklı self-etch adezivin polimerizasyon sonrası grubu hariç diğer bütün grupların bağlanma dayanım değerlerinde kontrol grubuna göre düşüş saptanmıştır (p<0.05). Self-etch adezivlerde adeziv sonrası tükürük kontaminasyonu sonucu elde edilen değerler, adeziv öncesi tükürük kontaminasyonu sonucu elde edilen değerlere göre istatistiksel olarak daha yüksek bulunurken, etch and rinse adezivde bu 2 grup arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür (p<0.05). Sonuçlar: Tükürük kontaminasyonunun adeziv sistemlerin dentine bağlanma dayanımlarını etkilediği ve bu etkinin adeziv sistemin tipine ve kontaminasyonun olduğu basamağa göre değişiklik gösterdiği sonucuna varılabilir.

Identifying oral and dental health status in Lapta region of Turkish Republic of Northern Cyprus

Original Article MÜSBED, Volume 4, Issue 2, 2014, Pages 76-84

Abstract

Objective: The aim of this study was to figure out the oral and dental health status and also to elucidate the relationships between clinical conditions and some socio-demographic characteristics in Lapta region of Turkish Republic of Northern Cyprus (TRNC) Methods: The study was done by the support and assistance of TRNC Lapta Municipality between May 2011 and May 2012 which was based on a survey and intra-oral examinations of the volunteers who were agreed to participate the study and living in in Lapta, Kayalar, Sadrazamköy, Mediterranean, Çamlıbel, Kozanköy, Alemdağ, Taşkent, Tepebaşı, Hisarköy, Koruçam, Kozan, TRNC. In order to conduct intra-oral examinations; gloves, mask, mirror, sond, wet wipes and gauze sterilized instruments, were used which was sterilized and prepared on a daily basis. Results were statistically evaluated. Results: A total of 735 patients were examined and questionnaire was filled. Results indicated that most of the participants consume sugary foods between meal courses. Of all participants, 85% of the population had toothbrush, however 8.31% never brush their teeth. Almost six percent of the people have never visited a dental clinic. There was a considerable teeth loss in the participants’ mouth. More than seventy percent of the individuals had decayed teeth, whereas half of them had fillings in the mouth. Conclusion: The main oral health problem is the dental caries in Lapta region. It is suggested that the preventive dental applications, the importance of encouraging people to go to the dentist for a routine checkup and dental treatment is crucial to improve the oral and health status in this region.


Özet

Amaç: Bu çalışmada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) Lapta bölgesinde ağız ve diş sağlığı profilinin çıkarılması, beslenme, ağız sağlığı ve bazı sosyo-demografik özellikler ile çürük ve periodontal sorun gibi bazı klinik durumların arasında var olabilecek ilişkileri ve tedavi gereksinimlerinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: KKTC Lapta Belediye Başkanlığının yardımlarıyla Mayıs 2011 –Mayıs 2012 tarihleri arasında; Lapta, Kayalar, Sadrazamköy, Akdeniz, Çamlıbel, Kozanköy, Alemdağ, Taşkent, Tepebaşı, Hisarköy, Koruçam, Kozan, Karşıyaka, yerleşim birimlerine gidilip her evin kapısı çalınarak, muayene olmayı kabul eden gönüllü herkes çalışmaya dahil edilmiştir. Ağız sağlının değerlendirilmesi için yapılan muayeneler sırasında eldiven, maske, ayna, sond, ıslak mendil ve gazlı bez günlük olarak sterilize edilmiş aletler ile muayene ve incelemeler yapılmış sonuçlar istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Toplamda 735 hasta muayene edilmiş ve anket formu doldurulmuştur. Yemek aralarında en çok şekerli yiyecek ve içecekler tüketilmektedir. Araştırılan popülasyonda diş fırçasına sahip olma oranı %85, hiç fırçalamayanların oranı ise %8.31’dir. Diş hekimine gitme durumu incelendiğinde; hayatında hiç diş hekimine gitmediği beyan edenlerin olanların yüzdesinin %5,85’tir. Araştırmaya katılan bireylerin %15’inin ağızlarında hiç diş bulunmadığı, yüzde elli birinde 20 ve daha üzeri sayıda diş bulunduğu görüldü. Muayene edilen bireylerin yüzde yetmişten fazlasında çürük diş bulunmasına rağmen sadece yarısında dolgu tespit edildi. Sonuç: Lapta bölgesinde en büyük dental sorunun diş çürükleri olduğunu, oral hijyen ve doğru beslenme açısından yetersizlikler bulunduğunu göstermektedir. Koruyucu diş hekimliği çalışmalarına önem verilmesi, halkın rutin kontroller için dişhekimine gitmesi için özendirilmesi ve dental tedavi hizmeti veren kuruluşun kapasitesinin arttırılması gerektiğini düşündürmektedir.

Transillumunation in Dentistry

Review A.Ü. Diş Hek. Derg, Volume 15, Issue 1, 1988, Pages 19-21

Abstract

This article deals with a technique which can be an alternative method to the radiology in caries detection. The light source in this method is in hand for curing composites


Özet

Radyografiye alternatif olabilecek daha az radyasyona yönelik bu muayene metodu tanıtılmaya çalışılmıştır. Işık kaynakları kompozit dolguların polimerizasyonu için kliniklerde mevcuttur.

Flour ve Etki Mekanizmaları

Review TDBD dergisi, Volume 1, Issue 53, 2000, Pages 33-37

Abstract

Rewiew of floride effects on dental tissues


Özet

Denral tedavilerdeki Flour ve etki mekanizmaları derlemesidir

Currrent Teaching

  • 2018 AKADEMİK YILI

    RESTORATIVE DENTISTRY

    --

Teaching History

  • 2015 GÜZ

    CARIES ACTIVITY TESTS

    Çürük testlerini yapabilmek

  • 2016 BAHAR

    CARIES ACTIVITY TESTS

    Çürük testlerini yapabilmek

  • 2017 GÜZ

    TOOTH DISCOLORATIONS AND BLEACHING

    -

  • 2015 GÜZ

    CARIOLOGY TODAY AND ADULT PROPHILAXIS

    yetişkinlerde koruyucu diş hekimliğini öğretmek

  • 2017 BAHAR

    CARIOLOGY TODAY AND ADULT PROPHILAXIS

    yetişkinlerde koruyucu diş hekimliğini öğretmek

  • 2016 AKADEMİK YILI

    OFFICE MANAGEMENT AND ERGONOMY

  • 2017 AKADEMİK YILI

    OFFICE MANAGEMENT AND ERGONOMY

  • 2017 AKADEMİK YILI

    OFFICE MANAGEMENT AND ERGONOMY

    -

  • 2017 GÜZ

    DENTIN HYPERSENSITIVITY AND CERVICAL LESIONS

    -

  • 2016 GÜZ

    TOOTH DISCOLORATIONS AND BLEACHING

    -

  • 2014 AKADEMİK YILI

    OFFICE MANAGEMENT AND ERGONOMY

  • 2015 AKADEMİK YILI

    OFFICE MANAGEMENT AND ERGONOMY

  • 2015 BAHAR

    TOOTH DISCOLORATIONS AND BLEACHING

    -

  • 2015 GÜZ

    DENTIN HYPERSENSITIVITY AND CERVICAL LESIONS

    -

  • 2016 BAHAR

    CARIOLOGY TODAY AND ADULT PROPHILAXIS

    yetişkinlerde koruyucu diş hekimliğini öğretmek

At My Office